القرآن الكريم

Al-Qalam suresi dinle — Kur’an tilaveti

Mekke · 52 Ayet · Sayfa 564 · Cüz 29

Maher Al Meaqli

Rewayat Hafs A'n Assem - Murattal

Okuyucu sayfası ↗
MP3 indir ↗
Bu tilavet için ayet zamanlaması mevcut değil.

بِسۡمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحۡمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ

1

نٓۚ وَٱلۡقَلَمِ وَمَا يَسۡطُرُونَ ۝١

Nûn.[1] Kaleme ve yazdıklarına yemin olsun.
Dipnotlar
[1] Bkz: Bakara Suresi 1. ayetinin dipnotu.
2

مَآ أَنتَ بِنِعۡمَةِ رَبِّكَ بِمَجۡنُونࣲ ۝٢

Sen, Rabbinin nimeti sayesinde bir deli değilsin.
3

وَإِنَّ لَكَ لَأَجۡرًا غَيۡرَ مَمۡنُونࣲ ۝٣

Senin için tükenmez bir ecir vardır.
4

وَإِنَّكَ لَعَلَىٰ خُلُقٍ عَظِيمࣲ ۝٤

Şüphesiz sen, çok büyük bir ahlâk üzeresin.
5

فَسَتُبۡصِرُ وَيُبۡصِرُونَ ۝٥

Sen de göreceksin, onlar da görecekler.
6

بِأَييِّكُمُ ٱلۡمَفۡتُونُ ۝٦

Hanginizin delirmiş olduğunu.
7

إِنَّ رَبَّكَ هُوَ أَعۡلَمُ بِمَن ضَلَّ عَن سَبِيلِهِۦ وَهُوَ أَعۡلَمُ بِٱلۡمُهۡتَدِينَ ۝٧

Doğrusu Rabbin, kendi yolundan sapan kişiyi en iyi bilendir. Hidayete erenleri de en iyi bilen O'dur.
8

فَلَا تُطِعِ ٱلۡمُكَذِّبِينَ ۝٨

Sakın yalanlayanlara itaat etme!
9

وَدُّواْ لَوۡ تُدۡهِنُ فَيُدۡهِنُونَ ۝٩

Onlar ister ki, sen müsamaha gösterip, yumuşak davranasın da onlar da sana yumuşak davransınlar.
10

وَلَا تُطِعۡ كُلَّ حَلَّافࣲ مَّهِينٍ ۝١٠

Sakın itaat etme çokça yemin eden, aşağılık ve değersiz her kişiye.
11

هَمَّازࣲ مَّشَّآءِۭ بِنَمِيمࣲ ۝١١

Arkadan çekiştirip, laf götürüp getirene.
12

مَّنَّاعࣲ لِّلۡخَيۡرِ مُعۡتَدٍ أَثِيمٍ ۝١٢

İyiliğe engel olan, saldırgan günahkâra.
13

عُتُلِّۭ بَعۡدَ ذَٰلِكَ زَنِيمٍ ۝١٣

Kabaya sonra da soysuza.
14

أَن كَانَ ذَا مَالࣲ وَبَنِينَ ۝١٤

O mal ve oğullar sahibi oldu diye.
15

إِذَا تُتۡلَىٰ عَلَيۡهِ ءَايَٰتُنَا قَالَ أَسَٰطِيرُ ٱلۡأَوَّلِينَ ۝١٥

Karşısında ayetlerimiz okunduğunda “öncekilerin masallarıdır” der.
16

سَنَسِمُهُۥ عَلَى ٱلۡخُرۡطُومِ ۝١٦

Yakında biz onun burnu üzerine damga vuracağız.
17

إِنَّا بَلَوۡنَٰهُمۡ كَمَا بَلَوۡنَآ أَصۡحَٰبَ ٱلۡجَنَّةِ إِذۡ أَقۡسَمُواْ لَيَصۡرِمُنَّهَا مُصۡبِحِينَ ۝١٧

Gerçek şu ki biz o bahçe sahiplerini sınadığımız gibi bunları da sınadık: Hani sabah vaktinde onu mutlaka devşireceklerine yemin etmişlerdi.
18

وَلَا يَسۡتَثۡنُونَ ۝١٨

(İnşaallah diyerek, yeminlerinde) istisna da yapmıyorlardı.
19

فَطَافَ عَلَيۡهَا طَآئِفࣱ مِّن رَّبِّكَ وَهُمۡ نَآئِمُونَ ۝١٩

Onlar uyurken, Rabbin tarafından bir kuşatıcı (ateş) bahçeyi sarıverdi.
20

فَأَصۡبَحَتۡ كَٱلصَّرِيمِ ۝٢٠

Bahçeler bir anda kapkara kesildi.
21

فَتَنَادَوۡاْ مُصۡبِحِينَ ۝٢١

Sabah vakti birbirlerine seslendiler.
22

أَنِ ٱغۡدُواْ عَلَىٰ حَرۡثِكُمۡ إِن كُنتُمۡ صَٰرِمِينَ ۝٢٢

Eğer mahsulü toplayacaksanız, erkenden yola çıkın!
23

فَٱنطَلَقُواْ وَهُمۡ يَتَخَٰفَتُونَ ۝٢٣

Kendi aralarında fısıldaşarak yola koyuldular.
24

أَن لَّا يَدۡخُلَنَّهَا ٱلۡيَوۡمَ عَلَيۡكُم مِّسۡكِينࣱ ۝٢٤

"Sakın bugün oraya bir yoksul girip yanınıza sokulmasın" diye.
25

وَغَدَوۡاْ عَلَىٰ حَرۡدࣲ قَٰدِرِينَ ۝٢٥

(Yoksulları) alıkoymaya güçleri yetiyormuş gibi erkenden gittiler.
26

فَلَمَّا رَأَوۡهَا قَالُوٓاْ إِنَّا لَضَآلُّونَ ۝٢٦

Fakat bahçeyi o halde gördüklerinde; “Biz mutlaka yolumuzu şaşırmış olmalıyız!” dediler.
27

بَلۡ نَحۡنُ مَحۡرُومُونَ ۝٢٧

Bilâkis biz, mahrum bırakıldık.
28

قَالَ أَوۡسَطُهُمۡ أَلَمۡ أَقُل لَّكُمۡ لَوۡلَا تُسَبِّحُونَ ۝٢٨

Onların en mu'tedil/insaflı olanı: "Ben size, keşke Allah’ı tesbih etseydiniz dememiş miydim?" dedi.
29

قَالُواْ سُبۡحَٰنَ رَبِّنَآ إِنَّا كُنَّا ظَٰلِمِينَ ۝٢٩

Onlar; “Rabbimizi tesbih ederiz. Şüphesiz biz, zalim kimseler imişiz.” dediler.
30

فَأَقۡبَلَ بَعۡضُهُمۡ عَلَىٰ بَعۡضࣲ يَتَلَٰوَمُونَ ۝٣٠

Karşılıklı olarak birbirlerini kınamaya başladılar.
31

قَالُواْ يَٰوَيۡلَنَآ إِنَّا كُنَّا طَٰغِينَ ۝٣١

Şöyle dediler: “Yazıklar olsun bize! Gerçekten biz azgın kişilermişiz!”
32

عَسَىٰ رَبُّنَآ أَن يُبۡدِلَنَا خَيۡرࣰا مِّنۡهَآ إِنَّآ إِلَىٰ رَبِّنَا رَٰغِبُونَ ۝٣٢

“Umulur ki, Rabbimiz bize bunun yerine daha iyisini verir. Çünkü biz artık Rabbimizi arzulayanlarız.”
33

كَذَٰلِكَ ٱلۡعَذَابُۖ وَلَعَذَابُ ٱلۡأٓخِرَةِ أَكۡبَرُۚ لَوۡ كَانُواْ يَعۡلَمُونَ ۝٣٣

İşte azap böyledir. Ahiret azabı ise elbette daha büyüktür. Keşke bilselerdi.
34

إِنَّ لِلۡمُتَّقِينَ عِندَ رَبِّهِمۡ جَنَّٰتِ ٱلنَّعِيمِ ۝٣٤

Şüphesiz Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için Rableri katında Naîm Cennetleri vardır.
35

أَفَنَجۡعَلُ ٱلۡمُسۡلِمِينَ كَٱلۡمُجۡرِمِينَ ۝٣٥

Biz hiç, Müslümanlarla suçluları bir tutar mıyız?
36

مَا لَكُمۡ كَيۡفَ تَحۡكُمُونَ ۝٣٦

Ne oluyor size? Nasıl hüküm veriyorsunuz?
37

أَمۡ لَكُمۡ كِتَٰبࣱ فِيهِ تَدۡرُسُونَ ۝٣٧

Yoksa sizin bir kitabınız var da ondan mı okuyorsunuz?
38

إِنَّ لَكُمۡ فِيهِ لَمَا تَخَيَّرُونَ ۝٣٨

Onda, “Beğendiğiniz her şey sizindir” (diye mi yazılı?)
39

أَمۡ لَكُمۡ أَيۡمَٰنٌ عَلَيۡنَا بَٰلِغَةٌ إِلَىٰ يَوۡمِ ٱلۡقِيَٰمَةِ إِنَّ لَكُمۡ لَمَا تَحۡكُمُونَ ۝٣٩

Yoksa; “Neye hükmederseniz o yerine getirilir.” diye kıyamete kadar geçerli olacak, size verilmiş yeminler/sözler mi var?
40

سَلۡهُمۡ أَيُّهُم بِذَٰلِكَ زَعِيمٌ ۝٤٠

Sor onlara; hangileri bunun savunuculuğunu yapacak?
41

أَمۡ لَهُمۡ شُرَكَآءُ فَلۡيَأۡتُواْ بِشُرَكَآئِهِمۡ إِن كَانُواْ صَٰدِقِينَ ۝٤١

Yoksa onların ortakları mı var? Eğer doğru söyleyenler iseler o halde ortaklarını getirsinler.
42

يَوۡمَ يُكۡشَفُ عَن سَاقࣲ وَيُدۡعَوۡنَ إِلَى ٱلسُّجُودِ فَلَا يَسۡتَطِيعُونَ ۝٤٢

Baldırın açılacağı o günde onlar secde etmeye davet edilecekler. Fakat buna güç yetiremezler.
43

خَٰشِعَةً أَبۡصَٰرُهُمۡ تَرۡهَقُهُمۡ ذِلَّةࣱۖ وَقَدۡ كَانُواْ يُدۡعَوۡنَ إِلَى ٱلسُّجُودِ وَهُمۡ سَٰلِمُونَ ۝٤٣

Gözleri korku içinde, yüzlerini zillet bürümüştür. Oysa onlar, sağ salim iken secde etmeye çağrılmışlardı.
44

فَذَرۡنِي وَمَن يُكَذِّبُ بِهَٰذَا ٱلۡحَدِيثِۖ سَنَسۡتَدۡرِجُهُم مِّنۡ حَيۡثُ لَا يَعۡلَمُونَ ۝٤٤

Artık beni ve bu sözü yalanlayanları baş başa bırak. Biz onları bilmeyecekleri bir yerden derece derece azaba yaklaştıracağız.
45

وَأُمۡلِي لَهُمۡۚ إِنَّ كَيۡدِي مَتِينٌ ۝٤٥

Onlara mühlet veriyorum. Çünkü benim tuzağım çok sağlamdır.
46

أَمۡ تَسۡـَٔلُهُمۡ أَجۡرࣰا فَهُم مِّن مَّغۡرَمࣲ مُّثۡقَلُونَ ۝٤٦

Yoksa sen onlardan bir ücret istiyorsun da onlar bu yüzden ağır bir borç yükü altına mı girmişlerdir?
47

أَمۡ عِندَهُمُ ٱلۡغَيۡبُ فَهُمۡ يَكۡتُبُونَ ۝٤٧

Yoksa gayb onların yanındadır da onlar mı yazıyorlar?
48

فَٱصۡبِرۡ لِحُكۡمِ رَبِّكَ وَلَا تَكُن كَصَاحِبِ ٱلۡحُوتِ إِذۡ نَادَىٰ وَهُوَ مَكۡظُومࣱ ۝٤٨

Rabbinin hükmünü sabırla bekle! Balık sahibi/Yunus gibi olma! Hani o, dertli bir sesle Rabbine seslenmişti.
49

لَّوۡلَآ أَن تَدَٰرَكَهُۥ نِعۡمَةࣱ مِّن رَّبِّهِۦ لَنُبِذَ بِٱلۡعَرَآءِ وَهُوَ مَذۡمُومࣱ ۝٤٩

Şayet Rabbinden ona bir nimet yetişmemiş olsaydı, o mutlaka kınanmış bir hâlde ıssız bir yere atılacaktı.
50

فَٱجۡتَبَٰهُ رَبُّهُۥ فَجَعَلَهُۥ مِنَ ٱلصَّٰلِحِينَ ۝٥٠

Ancak Rabbi onu seçti ve onu salihlerden kıldı.
51

وَإِن يَكَادُ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ لَيُزۡلِقُونَكَ بِأَبۡصَٰرِهِمۡ لَمَّا سَمِعُواْ ٱلذِّكۡرَ وَيَقُولُونَ إِنَّهُۥ لَمَجۡنُونࣱ ۝٥١

Kâfirler, o zikri işittikleri vakit neredeyse seni gözleriyle devireceklerdi. “O, kesinlikle bir delidir.” diyorlardı.
52

وَمَا هُوَ إِلَّا ذِكۡرࣱ لِّلۡعَٰلَمِينَ ۝٥٢

Oysa o (Kur'an) ancak alemler için bir öğüttür.