القرآن الكريم

An-Naba’ suresi dinle — Kur’an tilaveti

Mekke · 40 Ayet · Sayfa 582 · Cüz 30

Mishary Alafasi

Rewayat Hafs A'n Assem - Murattal

Okuyucu sayfası ↗
MP3 indir ↗

بِسۡمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحۡمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ

1

عَمَّ يَتَسَآءَلُونَ ۝١

Birbirlerine neyi soruyorlar?
2

عَنِ ٱلنَّبَإِ ٱلۡعَظِيمِ ۝٢

O büyük haberi mi?
3

ٱلَّذِي هُمۡ فِيهِ مُخۡتَلِفُونَ ۝٣

Ki onlar, onda ihtilafa düşmüşlerdir.
4

كَلَّا سَيَعۡلَمُونَ ۝٤

Hayır! Onlar yakında öğrenecekler.
5

ثُمَّ كَلَّا سَيَعۡلَمُونَ ۝٥

Sonra tekrar hayır! Yakında öğrenecekler.
6

أَلَمۡ نَجۡعَلِ ٱلۡأَرۡضَ مِهَٰدࣰا ۝٦

Yeri bir döşek kılmadık mı?
7

وَٱلۡجِبَالَ أَوۡتَادࣰا ۝٧

Dağları da birer kazık kılmadık mı?
8

وَخَلَقۡنَٰكُمۡ أَزۡوَٰجࣰا ۝٨

Sizleri (erkekli dişili) eşler halinde yarattık.
9

وَجَعَلۡنَا نَوۡمَكُمۡ سُبَاتࣰا ۝٩

Uykunuzu bir dinlenme (sebebi) kıldık.
10

وَجَعَلۡنَا ٱلَّيۡلَ لِبَاسࣰا ۝١٠

Geceyi örtü bir kıldık.
11

وَجَعَلۡنَا ٱلنَّهَارَ مَعَاشࣰا ۝١١

Gündüzü de geçim zamanı kıldık.
12

وَبَنَيۡنَا فَوۡقَكُمۡ سَبۡعࣰا شِدَادࣰا ۝١٢

Üstünüze yedi sağlam gök bina ettik.
13

وَجَعَلۡنَا سِرَاجࣰا وَهَّاجࣰا ۝١٣

Alev alev yanan aydınlatıcı ve ısıtıcı bir kandil yarattık.
14

وَأَنزَلۡنَا مِنَ ٱلۡمُعۡصِرَٰتِ مَآءࣰ ثَجَّاجࣰا ۝١٤

Ve yağmur yüklü bulutlardan şarıl şarıl akan bir su indirdik.
15

لِّنُخۡرِجَ بِهِۦ حَبࣰّا وَنَبَاتࣰا ۝١٥

Onunla taneler ve bitkiler çıkaralım diye.
16

وَجَنَّٰتٍ أَلۡفَافًا ۝١٦

Ve birbirine girmiş sarmaş dolaş bahçeler yetiştirelim diye.
17

إِنَّ يَوۡمَ ٱلۡفَصۡلِ كَانَ مِيقَٰتࣰا ۝١٧

Şüphe yok ki hüküm verip, ayırt etme günü belirlenmiş bir vakittir.
18

يَوۡمَ يُنفَخُ فِي ٱلصُّورِ فَتَأۡتُونَ أَفۡوَاجࣰا ۝١٨

Sur’a üflendiği gün bölük bölük geleceksiniz.
19

وَفُتِحَتِ ٱلسَّمَآءُ فَكَانَتۡ أَبۡوَٰبࣰا ۝١٩

Ve gökyüzü açılarak orada pek çok kapılar oluşur.
20

وَسُيِّرَتِ ٱلۡجِبَالُ فَكَانَتۡ سَرَابًا ۝٢٠

Dağlar yürütülüp bir seraba dönüşür.
21

إِنَّ جَهَنَّمَ كَانَتۡ مِرۡصَادࣰا ۝٢١

Şüphesiz Cehennem de bir gözetleme yeridir.
22

لِّلطَّٰغِينَ مَـَٔابࣰا ۝٢٢

Azgınların varacağı sığınaktır.
23

لَّٰبِثِينَ فِيهَآ أَحۡقَابࣰا ۝٢٣

Orada çağlar boyu kalacaklardır.
24

لَّا يَذُوقُونَ فِيهَا بَرۡدࣰا وَلَا شَرَابًا ۝٢٤

Orada ne bir serinlik, ne de bir içecek tadacaklar.
25

إِلَّا حَمِيمࣰا وَغَسَّاقࣰا ۝٢٥

Yalnızca kaynar su ve irinden içecekler.
26

جَزَآءࣰ وِفَاقًا ۝٢٦

(Dünyada yaptıklarına karşılık) Uygun bir ceza olarak.
27

إِنَّهُمۡ كَانُواْ لَا يَرۡجُونَ حِسَابࣰا ۝٢٧

Çünkü onlar hesaba çekilmeyi ummuyorlardı.
28

وَكَذَّبُواْ بِـَٔايَٰتِنَا كِذَّابࣰا ۝٢٨

Ayetlerimizi de alabildiğine yalanlamışlardı.
29

وَكُلَّ شَيۡءٍ أَحۡصَيۡنَٰهُ كِتَٰبࣰا ۝٢٩

Biz ise, her şeyi bir kitapta (Levh-i Mahfuz’da) tamamiyle sayıp tespit ettik.
30

فَذُوقُواْ فَلَن نَّزِيدَكُمۡ إِلَّا عَذَابًا ۝٣٠

Kâfirlere şöyle denilir: “Şimdi tadın. Artık bundan sonra yalnızca azabınızı artıracağız.”
31

إِنَّ لِلۡمُتَّقِينَ مَفَازًا ۝٣١

Şüphesiz takva sahipleri için bir kurtuluş vardır.
32

حَدَآئِقَ وَأَعۡنَٰبࣰا ۝٣٢

Bahçeler ve üzümler vardır.
33

وَكَوَاعِبَ أَتۡرَابࣰا ۝٣٣

Göğüsleri olgun yaşıt kızlar vardır.
34

وَكَأۡسࣰا دِهَاقࣰا ۝٣٤

Dolu dolu kadehler vardır.
35

لَّا يَسۡمَعُونَ فِيهَا لَغۡوࣰا وَلَا كِذَّٰبࣰا ۝٣٥

Orada ne bir boş söz işitirler, ne de bir yalan.
36

جَزَآءࣰ مِّن رَّبِّكَ عَطَآءً حِسَابࣰا ۝٣٦

Rabbinden bir karşılık olmak üzere yeterli bir bağıştır bu.
37

رَّبِّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ وَمَا بَيۡنَهُمَا ٱلرَّحۡمَٰنِۖ لَا يَمۡلِكُونَ مِنۡهُ خِطَابࣰا ۝٣٧

Bunlar; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rahman olan Rabbindendir. Ona hitap etmeye güç yetiremezler.
38

يَوۡمَ يَقُومُ ٱلرُّوحُ وَٱلۡمَلَٰٓئِكَةُ صَفࣰّاۖ لَّا يَتَكَلَّمُونَ إِلَّا مَنۡ أَذِنَ لَهُ ٱلرَّحۡمَٰنُ وَقَالَ صَوَابࣰا ۝٣٨

Ruh'un ve meleklerin sıra sıra duracakları gün; Rahman'ın kendilerine izin verdikleri dışındakiler konuşamazlar. Onlar da doğruyu söylerler.
39

ذَٰلِكَ ٱلۡيَوۡمُ ٱلۡحَقُّۖ فَمَن شَآءَ ٱتَّخَذَ إِلَىٰ رَبِّهِۦ مَـَٔابًا ۝٣٩

İşte bu o hak gündür. O halde dileyen Rabbine bir dönüş yolu edinsin.
40

إِنَّآ أَنذَرۡنَٰكُمۡ عَذَابࣰا قَرِيبࣰا يَوۡمَ يَنظُرُ ٱلۡمَرۡءُ مَا قَدَّمَتۡ يَدَاهُ وَيَقُولُ ٱلۡكَافِرُ يَٰلَيۡتَنِي كُنتُ تُرَٰبَۢا ۝٤٠

Biz, sizi çok yakın bir azapla uyardık. Herkes o gün, kendi elleriyle ne yaptığına bir bakar ve kâfir olanlar da: "Keşke toprak olsaydım!" der.