القرآن الكريم

Al-Wāqi‘ah suresi dinle — Kur’an tilaveti

Mekke · 96 Ayet · Sayfa 534 · Cüz 27

Mishary Alafasi

Rewayat Hafs A'n Assem - Murattal

Okuyucu sayfası ↗
MP3 indir ↗

بِسۡمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحۡمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ

1

إِذَا وَقَعَتِ ٱلۡوَاقِعَةُ ۝١

Kıyamet koptuğu zaman.
2

لَيۡسَ لِوَقۡعَتِهَا كَاذِبَةٌ ۝٢

Onun gerçekleşmesine artık yalan diyecek yoktur.
3

خَافِضَةࣱ رَّافِعَةٌ ۝٣

O; alçaltıcı, yükselticidir.
4

إِذَا رُجَّتِ ٱلۡأَرۡضُ رَجࣰّا ۝٤

Yer şiddetle sarsılınca.
5

وَبُسَّتِ ٱلۡجِبَالُ بَسࣰّا ۝٥

Dağlar paramparça olduğunda.
6

فَكَانَتۡ هَبَآءࣰ مُّنۢبَثࣰّا ۝٦

Derken toz toprak halinde dağılıp savrulduğu zaman.
7

وَكُنتُمۡ أَزۡوَٰجࣰا ثَلَٰثَةࣰ ۝٧

Ve sizler de üç sınıf olduğunuz zaman.
8

فَأَصۡحَٰبُ ٱلۡمَيۡمَنَةِ مَآ أَصۡحَٰبُ ٱلۡمَيۡمَنَةِ ۝٨

Sağdakiler, (ne mutlu) o sağdakilere!
9

وَأَصۡحَٰبُ ٱلۡمَشۡـَٔمَةِ مَآ أَصۡحَٰبُ ٱلۡمَشۡـَٔمَةِ ۝٩

Soldakiler, ne bahtsızdır onlar!
10

وَٱلسَّٰبِقُونَ ٱلسَّٰبِقُونَ ۝١٠

(Hayırda) önde olanlar, öncülerdir.
11

أُوْلَٰٓئِكَ ٱلۡمُقَرَّبُونَ ۝١١

İşte onlar, yakınlaştırılmış olanlardır.
12

فِي جَنَّٰتِ ٱلنَّعِيمِ ۝١٢

Onlar Naim Cennetleri'ndedirler.
13

ثُلَّةࣱ مِّنَ ٱلۡأَوَّلِينَ ۝١٣

Bir çoğu öncekilerdendir.
14

وَقَلِيلࣱ مِّنَ ٱلۡأٓخِرِينَ ۝١٤

Birazı da sonrakilerdendir.
15

عَلَىٰ سُرُرࣲ مَّوۡضُونَةࣲ ۝١٥

(Altın ile) işlenmiş tahtlar üzerindedirler.
16

مُّتَّكِـِٔينَ عَلَيۡهَا مُتَقَٰبِلِينَ ۝١٦

Karşılıklı olarak oturup yaslanırlar.
17

يَطُوفُ عَلَيۡهِمۡ وِلۡدَٰنࣱ مُّخَلَّدُونَ ۝١٧

Onların etrafında ölümsüz genç hizmetçiler dolaşır.
18

بِأَكۡوَابࣲ وَأَبَارِيقَ وَكَأۡسࣲ مِّن مَّعِينࣲ ۝١٨

Kaynağından (doldurulmuş) testiler, ibrikler ve kadehler.
19

لَّا يُصَدَّعُونَ عَنۡهَا وَلَا يُنزِفُونَ ۝١٩

Ondan başları da ağrımaz ve akılları da giderilmez.
20

وَفَٰكِهَةࣲ مِّمَّا يَتَخَيَّرُونَ ۝٢٠

Beğendikleri meyveler.
21

وَلَحۡمِ طَيۡرࣲ مِّمَّا يَشۡتَهُونَ ۝٢١

Canlarının çektiği kuş etleri.
22

وَحُورٌ عِينࣱ ۝٢٢

Ve iri gözlü huriler.
23

كَأَمۡثَٰلِ ٱللُّؤۡلُوِٕ ٱلۡمَكۡنُونِ ۝٢٣

Saklı inciler gibi.
24

جَزَآءَۢ بِمَا كَانُواْ يَعۡمَلُونَ ۝٢٤

İşledikleri amellere karşılık olarak (verilir.)
25

لَا يَسۡمَعُونَ فِيهَا لَغۡوࣰا وَلَا تَأۡثِيمًا ۝٢٥

Orada boş bir söz ve günaha sokan bir laf işitmezler.
26

إِلَّا قِيلࣰا سَلَٰمࣰا سَلَٰمࣰا ۝٢٦

Söylenen; yalnızca "Selâm, selâm!" dır.
27

وَأَصۡحَٰبُ ٱلۡيَمِينِ مَآ أَصۡحَٰبُ ٱلۡيَمِينِ ۝٢٧

Sağdakiler, (ne mutlu) o sağdakilere!
28

فِي سِدۡرࣲ مَّخۡضُودࣲ ۝٢٨

Dikensiz sedir ağaçlarında.
29

وَطَلۡحࣲ مَّنضُودࣲ ۝٢٩

Salkım salkım muz ağaçlarında.
30

وَظِلࣲّ مَّمۡدُودࣲ ۝٣٠

Uzamış gölgeler.
31

وَمَآءࣲ مَّسۡكُوبࣲ ۝٣١

Çağlayarak akan sular.
32

وَفَٰكِهَةࣲ كَثِيرَةࣲ ۝٣٢

Bir çok meyveler.
33

لَّا مَقۡطُوعَةࣲ وَلَا مَمۡنُوعَةࣲ ۝٣٣

Bitip tükenmeyen ve yasaklanmayan.
34

وَفُرُشࣲ مَّرۡفُوعَةٍ ۝٣٤

Ve yüksek döşekler içindedirler.
35

إِنَّآ أَنشَأۡنَٰهُنَّ إِنشَآءࣰ ۝٣٥

Biz, o hurileri yeni bir yaratılışla yarattık.
36

فَجَعَلۡنَٰهُنَّ أَبۡكَارًا ۝٣٦

Onları bakireler kıldık.
37

عُرُبًا أَتۡرَابࣰا ۝٣٧

Eşlerine düşkün ve yaşıt.
38

لِّأَصۡحَٰبِ ٱلۡيَمِينِ ۝٣٨

Sağ taraftakiler için.
39

ثُلَّةࣱ مِّنَ ٱلۡأَوَّلِينَ ۝٣٩

Bir çoğu öncekilerden.
40

وَثُلَّةࣱ مِّنَ ٱلۡأٓخِرِينَ ۝٤٠

Bir çoğu da sonrakilerdendir.
41

وَأَصۡحَٰبُ ٱلشِّمَالِ مَآ أَصۡحَٰبُ ٱلشِّمَالِ ۝٤١

Soldakiler, ne bahtsızdır onlar!
42

فِي سَمُومࣲ وَحَمِيمࣲ ۝٤٢

İçlerine işleyen bir ateş ve kaynar su içinde.
43

وَظِلࣲّ مِّن يَحۡمُومࣲ ۝٤٣

Simsiyah bir duman gölgesinde.
44

لَّا بَارِدࣲ وَلَا كَرِيمٍ ۝٤٤

Ne bir serinlik, ne de bir güzellik!
45

إِنَّهُمۡ كَانُواْ قَبۡلَ ذَٰلِكَ مُتۡرَفِينَ ۝٤٥

Çünkü onlar, bundan önce (arzularının hoşuna giden şeyler içinde) şımarmış kimselerdi.
46

وَكَانُواْ يُصِرُّونَ عَلَى ٱلۡحِنثِ ٱلۡعَظِيمِ ۝٤٦

Büyük günah üzerinde ısrar ediyorlardı.
47

وَكَانُواْ يَقُولُونَ أَئِذَا مِتۡنَا وَكُنَّا تُرَابࣰا وَعِظَٰمًا أَءِنَّا لَمَبۡعُوثُونَ ۝٤٧

"Biz ölüp, toprak ve kemik olduktan sonra tekrar mı dirileceğiz?" diyorlardı.
48

أَوَءَابَآؤُنَا ٱلۡأَوَّلُونَ ۝٤٨

"Daha önceki atalarımız da mı?"
49

قُلۡ إِنَّ ٱلۡأَوَّلِينَ وَٱلۡأٓخِرِينَ ۝٤٩

De ki: "Hem öncekiler, hem sonrakiler."
50

لَمَجۡمُوعُونَ إِلَىٰ مِيقَٰتِ يَوۡمࣲ مَّعۡلُومࣲ ۝٥٠

Belli bir günün, belli bir vaktinde bir araya getirileceksiniz.
51

ثُمَّ إِنَّكُمۡ أَيُّهَا ٱلضَّآلُّونَ ٱلۡمُكَذِّبُونَ ۝٥١

Sonra gerçekten sizler ey sapıklar, yalanlayıcılar!
52

لَأٓكِلُونَ مِن شَجَرࣲ مِّن زَقُّومࣲ ۝٥٢

Elbette bir ağaçtan, zakkum ağacından yiyeceksiniz.
53

فَمَالِـُٔونَ مِنۡهَا ٱلۡبُطُونَ ۝٥٣

Karınlarınızı hep ondan dolduracaksınız.
54

فَشَٰرِبُونَ عَلَيۡهِ مِنَ ٱلۡحَمِيمِ ۝٥٤

Üstüne de kaynar sudan içeceksiniz.
55

فَشَٰرِبُونَ شُرۡبَ ٱلۡهِيمِ ۝٥٥

Susamış develerin içişi gibi içeceksiniz.
56

هَٰذَا نُزُلُهُمۡ يَوۡمَ ٱلدِّينِ ۝٥٦

İşte ceza gününde onlara sunulacak ziyafet budur.
57

نَحۡنُ خَلَقۡنَٰكُمۡ فَلَوۡلَا تُصَدِّقُونَ ۝٥٧

Sizi biz yarattık. (Tekrardan yaratılışı) tasdik etmeniz gerekmez mi ?
58

أَفَرَءَيۡتُم مَّا تُمۡنُونَ ۝٥٨

Akıttığınız meniyi gördünüz mü?
59

ءَأَنتُمۡ تَخۡلُقُونَهُۥٓ أَمۡ نَحۡنُ ٱلۡخَٰلِقُونَ ۝٥٩

Onu siz mi yaratıyorsunuz? Yoksa yaratan biz miyiz?
60

نَحۡنُ قَدَّرۡنَا بَيۡنَكُمُ ٱلۡمَوۡتَ وَمَا نَحۡنُ بِمَسۡبُوقِينَ ۝٦٠

Aranızda ölümü takdir eden biziz. Bizler aciz de değiliz.
61

عَلَىٰٓ أَن نُّبَدِّلَ أَمۡثَٰلَكُمۡ وَنُنشِئَكُمۡ فِي مَا لَا تَعۡلَمُونَ ۝٦١

Yerinize benzerlerinizi getirip, değiştirmek ve sizi bilemediğiniz bir şekilde yeniden yaratmak hususunda.
62

وَلَقَدۡ عَلِمۡتُمُ ٱلنَّشۡأَةَ ٱلۡأُولَىٰ فَلَوۡلَا تَذَكَّرُونَ ۝٦٢

Andolsun ki ilk yaratmayı bildiniz. O halde düşünüp öğüt almanız gerekmez mi?
63

أَفَرَءَيۡتُم مَّا تَحۡرُثُونَ ۝٦٣

Ektiğiniz şeyleri gördünüz mü?
64

ءَأَنتُمۡ تَزۡرَعُونَهُۥٓ أَمۡ نَحۡنُ ٱلزَّٰرِعُونَ ۝٦٤

Onu siz mi bitiriyorsunuz? Yoksa bitiren biz miyiz?
65

لَوۡ نَشَآءُ لَجَعَلۡنَٰهُ حُطَٰمࣰا فَظَلۡتُمۡ تَفَكَّهُونَ ۝٦٥

Dileseydik onu kuru bir çöp yapardık; siz de şaşırıp kalırdınız.
66

إِنَّا لَمُغۡرَمُونَ ۝٦٦

Doğrusu borç altına girdik.
67

بَلۡ نَحۡنُ مَحۡرُومُونَ ۝٦٧

"Daha doğrusu biz yoksul bırakıldık (dersiniz)."
68

أَفَرَءَيۡتُمُ ٱلۡمَآءَ ٱلَّذِي تَشۡرَبُونَ ۝٦٨

İçtiğiniz suyu gördünüz mü?
69

ءَأَنتُمۡ أَنزَلۡتُمُوهُ مِنَ ٱلۡمُزۡنِ أَمۡ نَحۡنُ ٱلۡمُنزِلُونَ ۝٦٩

Onu buluttan siz mi indirdiniz? Yoksa indiren biz miyiz?
70

لَوۡ نَشَآءُ جَعَلۡنَٰهُ أُجَاجࣰا فَلَوۡلَا تَشۡكُرُونَ ۝٧٠

Dileseydik onu tuzlu yapardık. Şükretmeniz gerekmez mi?
71

أَفَرَءَيۡتُمُ ٱلنَّارَ ٱلَّتِي تُورُونَ ۝٧١

Tutuşturup, yakmakta olduğunuz ateşi gördünüz mü?
72

ءَأَنتُمۡ أَنشَأۡتُمۡ شَجَرَتَهَآ أَمۡ نَحۡنُ ٱلۡمُنشِـُٔونَ ۝٧٢

Onun ağacını siz mi yarattınız? Yoksa yaratan biz miyiz?
73

نَحۡنُ جَعَلۡنَٰهَا تَذۡكِرَةࣰ وَمَتَٰعࣰا لِّلۡمُقۡوِينَ ۝٧٣

Biz onu, bir ibret ve gelip geçen yolcuların istifadesi için yarattık.
74

فَسَبِّحۡ بِٱسۡمِ رَبِّكَ ٱلۡعَظِيمِ ۝٧٤

O halde sen, Yüce Rabbinin adını tesbih et!
75

۞ فَلَآ أُقۡسِمُ بِمَوَٰقِعِ ٱلنُّجُومِ ۝٧٥

Yıldızların yerlerine yemin ederim ki!
76

وَإِنَّهُۥ لَقَسَمࣱ لَّوۡ تَعۡلَمُونَ عَظِيمٌ ۝٧٦

Eğer bilirseniz, gerçekten bu büyük bir yemindir.
77

إِنَّهُۥ لَقُرۡءَانࣱ كَرِيمࣱ ۝٧٧

Şüphesiz bu, değerli bir Kur'an'dır.
78

فِي كِتَٰبࣲ مَّكۡنُونࣲ ۝٧٨

Gizli/korunmuş bir kitaptadır.
79

لَّا يَمَسُّهُۥٓ إِلَّا ٱلۡمُطَهَّرُونَ ۝٧٩

Ona ancak temizlenmiş olanlar dokunabilir.
80

تَنزِيلࣱ مِّن رَّبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ ۝٨٠

Âlemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir.
81

أَفَبِهَٰذَا ٱلۡحَدِيثِ أَنتُم مُّدۡهِنُونَ ۝٨١

Şimdi siz, bu sözü mü yalanlıyorsunuz?
82

وَتَجۡعَلُونَ رِزۡقَكُمۡ أَنَّكُمۡ تُكَذِّبُونَ ۝٨٢

Onu yalanlayarak mı size verilen nimete şükrediyorsunuz?
83

فَلَوۡلَآ إِذَا بَلَغَتِ ٱلۡحُلۡقُومَ ۝٨٣

Hani can boğaza gelip dayandığında.
84

وَأَنتُمۡ حِينَئِذࣲ تَنظُرُونَ ۝٨٤

O vakit siz bakıp durursunuz.
85

وَنَحۡنُ أَقۡرَبُ إِلَيۡهِ مِنكُمۡ وَلَٰكِن لَّا تُبۡصِرُونَ ۝٨٥

Biz; ona sizden daha yakınız, ama göremezsiniz.
86

فَلَوۡلَآ إِن كُنتُمۡ غَيۡرَ مَدِينِينَ ۝٨٦

Madem ki (tekrardan dirilip) ceza görmeyecekmişsiniz.
87

تَرۡجِعُونَهَآ إِن كُنتُمۡ صَٰدِقِينَ ۝٨٧

Eğer doğru söylüyor iseniz, onu (çıkmakta olan canı) geri çevirsenize!
88

فَأَمَّآ إِن كَانَ مِنَ ٱلۡمُقَرَّبِينَ ۝٨٨

Eğer o (ölen kişi), yakın kılınanlardan ise.
89

فَرَوۡحࣱ وَرَيۡحَانࣱ وَجَنَّتُ نَعِيمࣲ ۝٨٩

Ona rahatlık, güzel rızık ve Naim Cenneti vardır.
90

وَأَمَّآ إِن كَانَ مِنۡ أَصۡحَٰبِ ٱلۡيَمِينِ ۝٩٠

Eğer o, sağdakilerden ise.
91

فَسَلَٰمࣱ لَّكَ مِنۡ أَصۡحَٰبِ ٱلۡيَمِينِ ۝٩١

Ey sağdaki! Sana selam olsun!
92

وَأَمَّآ إِن كَانَ مِنَ ٱلۡمُكَذِّبِينَ ٱلضَّآلِّينَ ۝٩٢

Eğer o, yalanlayan sapıklardan ise.
93

فَنُزُلࣱ مِّنۡ حَمِيمࣲ ۝٩٣

İşte ona da kaynar sudan bir ziyafet vardır.
94

وَتَصۡلِيَةُ جَحِيمٍ ۝٩٤

Ve (onun sonu) Cehennem'e atılmaktır.
95

إِنَّ هَٰذَا لَهُوَ حَقُّ ٱلۡيَقِينِ ۝٩٥

Şüphe yok ki, kesin gerçek işte budur.
96

فَسَبِّحۡ بِٱسۡمِ رَبِّكَ ٱلۡعَظِيمِ ۝٩٦

O halde sen, Yüce Rabbinin adını tesbih et!