القرآن الكريم

Al-Ma‘ārij suresi dinle — Kur’an tilaveti

Mekke · 44 Ayet · Sayfa 568 · Cüz 29

Alzain Mohammad Ahmad

Rewayat Hafs A'n Assem - Murattal

Okuyucu sayfası ↗
MP3 indir ↗
Bu tilavet için ayet zamanlaması mevcut değil.

بِسۡمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحۡمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ

1

سَأَلَ سَآئِلُۢ بِعَذَابࣲ وَاقِعࣲ ۝١

İsteyen kimse inecek olan azabı istedi.
2

لِّلۡكَٰفِرِينَ لَيۡسَ لَهُۥ دَافِعࣱ ۝٢

Kâfirler için onu (azabı) önleyecek hiç kimse yoktur.
3

مِّنَ ٱللَّهِ ذِي ٱلۡمَعَارِجِ ۝٣

(O azap) Yüksek dereceler sahibi olan Allah tarafındandır.
4

تَعۡرُجُ ٱلۡمَلَٰٓئِكَةُ وَٱلرُّوحُ إِلَيۡهِ فِي يَوۡمࣲ كَانَ مِقۡدَارُهُۥ خَمۡسِينَ أَلۡفَ سَنَةࣲ ۝٤

Melekler ve Ruh (Cebrâîl) ona süresi elli bin yıl olan bir günde yükselir.
5

فَٱصۡبِرۡ صَبۡرࣰا جَمِيلًا ۝٥

Öyleyse sen de güzel bir sabırla sabret!
6

إِنَّهُمۡ يَرَوۡنَهُۥ بَعِيدࣰا ۝٦

Doğrusu onlar, o günü çok uzak görüyorlar.
7

وَنَرَىٰهُ قَرِيبࣰا ۝٧

Oysa biz onu çok yakın görüyoruz.
8

يَوۡمَ تَكُونُ ٱلسَّمَآءُ كَٱلۡمُهۡلِ ۝٨

O gün, gökyüzü erimiş yağ/maden (tortusu) gibi olur.
9

وَتَكُونُ ٱلۡجِبَالُ كَٱلۡعِهۡنِ ۝٩

Dağlar ise saçılmış yünler gibi olacaktır.
10

وَلَا يَسۡـَٔلُ حَمِيمٌ حَمِيمࣰا ۝١٠

Hiçbir yakın dost bir yakınını sormaz bile.
11

يُبَصَّرُونَهُمۡۚ يَوَدُّ ٱلۡمُجۡرِمُ لَوۡ يَفۡتَدِي مِنۡ عَذَابِ يَوۡمِئِذِۭ بِبَنِيهِ ۝١١

Onlar birbirlerine gösterilirler. Günahkâr kimse, o günün azabından (kurtuluş için) oğullarını fidye olarak vermek ister.
12

وَصَٰحِبَتِهِۦ وَأَخِيهِ ۝١٢

Eşini ve kardeşini.
13

وَفَصِيلَتِهِ ٱلَّتِي تُـٔۡوِيهِ ۝١٣

Kendisini barındıran sülalesini.
14

وَمَن فِي ٱلۡأَرۡضِ جَمِيعࣰا ثُمَّ يُنجِيهِ ۝١٤

Yeryüzünde olanların hepsini de. Sonra (ister ki) kendini kurtarsın.
15

كَلَّآۖ إِنَّهَا لَظَىٰ ۝١٥

Asla! Çünkü o alevli bir ateştir.
16

نَزَّاعَةࣰ لِّلشَّوَىٰ ۝١٦

Deriyi yakıp kavurur.
17

تَدۡعُواْ مَنۡ أَدۡبَرَ وَتَوَلَّىٰ ۝١٧

(Hakka) Arkasını dönüp yüz çevireni çağırır.
18

وَجَمَعَ فَأَوۡعَىٰٓ ۝١٨

Mal toplayıp biriktireni.
19

۞ إِنَّ ٱلۡإِنسَٰنَ خُلِقَ هَلُوعًا ۝١٩

İnsan, çok hırslı olarak yaratılmıştır.
20

إِذَا مَسَّهُ ٱلشَّرُّ جَزُوعࣰا ۝٢٠

Kendisine fenalık dokunduğunda sızlanır, feryat eder.
21

وَإِذَا مَسَّهُ ٱلۡخَيۡرُ مَنُوعًا ۝٢١

Ona bir iyilik dokununca da cimrilik eder.
22

إِلَّا ٱلۡمُصَلِّينَ ۝٢٢

Ancak namaz kılanlar müstesna.
23

ٱلَّذِينَ هُمۡ عَلَىٰ صَلَاتِهِمۡ دَآئِمُونَ ۝٢٣

Onlar ki, namazlarını devamlı kılarlar.
24

وَٱلَّذِينَ فِيٓ أَمۡوَٰلِهِمۡ حَقࣱّ مَّعۡلُومࣱ ۝٢٤

Onların mallarında belli bir hak vardır.
25

لِّلسَّآئِلِ وَٱلۡمَحۡرُومِ ۝٢٥

İsteyene ve (istemekten utanıp) mahrum kalana.
26

وَٱلَّذِينَ يُصَدِّقُونَ بِيَوۡمِ ٱلدِّينِ ۝٢٦

Onlar hesap gününü tasdik ederler.
27

وَٱلَّذِينَ هُم مِّنۡ عَذَابِ رَبِّهِم مُّشۡفِقُونَ ۝٢٧

Onlar Rablerinin azabından korkarlar.
28

إِنَّ عَذَابَ رَبِّهِمۡ غَيۡرُ مَأۡمُونࣲ ۝٢٨

Gerçekten Rablerinin azabından güvende olunmaz.
29

وَٱلَّذِينَ هُمۡ لِفُرُوجِهِمۡ حَٰفِظُونَ ۝٢٩

Onlar, mahrem yerlerini/ırzlarını koruyan kimselerdir.
30

إِلَّا عَلَىٰٓ أَزۡوَٰجِهِمۡ أَوۡ مَا مَلَكَتۡ أَيۡمَٰنُهُمۡ فَإِنَّهُمۡ غَيۡرُ مَلُومِينَ ۝٣٠

Ancak eşlerine ve sahip oldukları cariyelerine karşı müstesna. Çünkü onlar (bundan dolayı) kınanmazlar.
31

فَمَنِ ٱبۡتَغَىٰ وَرَآءَ ذَٰلِكَ فَأُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلۡعَادُونَ ۝٣١

Bundan ötesini arayanlar, işte onlar haddi aşmış olanlardır.
32

وَٱلَّذِينَ هُمۡ لِأَمَٰنَٰتِهِمۡ وَعَهۡدِهِمۡ رَٰعُونَ ۝٣٢

Onlar, emanetlerine ve verdikleri sözlere riayet ederler.
33

وَٱلَّذِينَ هُم بِشَهَٰدَٰتِهِمۡ قَآئِمُونَ ۝٣٣

Onlar, şahitliklerini (gerektiği gibi) yerine getirirler.
34

وَٱلَّذِينَ هُمۡ عَلَىٰ صَلَاتِهِمۡ يُحَافِظُونَ ۝٣٤

Onlar namazlarını aksatmadan gereği gibi kılarlar.
35

أُوْلَٰٓئِكَ فِي جَنَّٰتࣲ مُّكۡرَمُونَ ۝٣٥

İşte onlar, Cennetler'de ağırlanacaklardır.
36

فَمَالِ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ قِبَلَكَ مُهۡطِعِينَ ۝٣٦

O kâfirlere ne oluyor ki, sana doğru koşuyorlar?
37

عَنِ ٱلۡيَمِينِ وَعَنِ ٱلشِّمَالِ عِزِينَ ۝٣٧

Sağdan soldan, bölük bölük.
38

أَيَطۡمَعُ كُلُّ ٱمۡرِيࣲٕ مِّنۡهُمۡ أَن يُدۡخَلَ جَنَّةَ نَعِيمࣲ ۝٣٨

Yoksa onların her biri Nâim Cennet'ine konulacağını mı umuyor?
39

كَلَّآۖ إِنَّا خَلَقۡنَٰهُم مِّمَّا يَعۡلَمُونَ ۝٣٩

Asla! Biz onları bildikleri o şeyden yarattık.
40

فَلَآ أُقۡسِمُ بِرَبِّ ٱلۡمَشَٰرِقِ وَٱلۡمَغَٰرِبِ إِنَّا لَقَٰدِرُونَ ۝٤٠

Hayır, doğuların ve batıların Rabbine yemin ederim ki mutlaka biz güç yetirenleriz.
41

عَلَىٰٓ أَن نُّبَدِّلَ خَيۡرࣰا مِّنۡهُمۡ وَمَا نَحۡنُ بِمَسۡبُوقِينَ ۝٤١

Onların yerlerine kendilerinden daha hayırlılarını getirmeye. Ve bizim önümüze geçilemez.
42

فَذَرۡهُمۡ يَخُوضُواْ وَيَلۡعَبُواْ حَتَّىٰ يُلَٰقُواْ يَوۡمَهُمُ ٱلَّذِي يُوعَدُونَ ۝٤٢

Bırak onları; kendilerine söz verilen gün gelinceye kadar dalıp oynasınlar!
43

يَوۡمَ يَخۡرُجُونَ مِنَ ٱلۡأَجۡدَاثِ سِرَاعࣰا كَأَنَّهُمۡ إِلَىٰ نُصُبࣲ يُوفِضُونَ ۝٤٣

O gün onlar sanki dikilmiş putlara süratle gidiyorlarmış gibi kabirlerinden hızlıca çıkarlar.
44

خَٰشِعَةً أَبۡصَٰرُهُمۡ تَرۡهَقُهُمۡ ذِلَّةࣱۚ ذَٰلِكَ ٱلۡيَوۡمُ ٱلَّذِي كَانُواْ يُوعَدُونَ ۝٤٤

Gözleri yere yıkılmış, (yüzlerini) zillet bürümüştür. İşte bu, onlara söz verilen gündür!