القرآن الكريم

Al-Ḥāqqah suresi dinle — Kur’an tilaveti

Mekke · 52 Ayet · Sayfa 566 · Cüz 29

Ibrahim Aldosari

Rewayat Hafs A'n Assem - Murattal

Okuyucu sayfası ↗
MP3 indir ↗
Bu tilavet için ayet zamanlaması mevcut değil.

بِسۡمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحۡمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ

1

ٱلۡحَآقَّةُ ۝١

Gerçekleşecek olan kıyamet!
2

مَا ٱلۡحَآقَّةُ ۝٢

Nedir o gerçekleşecek olan kıyamet?
3

وَمَآ أَدۡرَىٰكَ مَا ٱلۡحَآقَّةُ ۝٣

Gerçekleşecek olan kıyametin ne olduğunu sen ne bileceksin?
4

كَذَّبَتۡ ثَمُودُ وَعَادُۢ بِٱلۡقَارِعَةِ ۝٤

Semûd ve Âd kavimleri, yüreklerini hoplatacak olan büyük felaketi (kıyameti) yalanladılar.
5

فَأَمَّا ثَمُودُ فَأُهۡلِكُواْ بِٱلطَّاغِيَةِ ۝٥

Ama Semûd, şiddetli bir çığlık/ses ile helâk edilmişti.
6

وَأَمَّا عَادࣱ فَأُهۡلِكُواْ بِرِيحࣲ صَرۡصَرٍ عَاتِيَةࣲ ۝٦

Âd kavmine gelince, onlar da uğultulu ve dondurucu olan şiddetli bir rüzgârla helâk edildi.
7

سَخَّرَهَا عَلَيۡهِمۡ سَبۡعَ لَيَالࣲ وَثَمَٰنِيَةَ أَيَّامٍ حُسُومࣰاۖ فَتَرَى ٱلۡقَوۡمَ فِيهَا صَرۡعَىٰ كَأَنَّهُمۡ أَعۡجَازُ نَخۡلٍ خَاوِيَةࣲ ۝٧

O rüzgârı onlara yedi gece ve sekiz gün peşpeşe musallat kıldı. O kavmi o süre içinde içleri boşalmış hurma kütükleri imişler gibi yere yıkılmış görürdün.
8

فَهَلۡ تَرَىٰ لَهُم مِّنۢ بَاقِيَةࣲ ۝٨

Onlardan arta kalan bir şey görüyor musun?
9

وَجَآءَ فِرۡعَوۡنُ وَمَن قَبۡلَهُۥ وَٱلۡمُؤۡتَفِكَٰتُ بِٱلۡخَاطِئَةِ ۝٩

Firavun da, ondan öncekiler de, altı üstüne gelen kasabalar halkı da hep hata işlediler.
10

فَعَصَوۡاْ رَسُولَ رَبِّهِمۡ فَأَخَذَهُمۡ أَخۡذَةࣰ رَّابِيَةً ۝١٠

Rablerinin elçisine isyan ettikleri için onları şiddetli bir yakalayışla yakaladı.
11

إِنَّا لَمَّا طَغَا ٱلۡمَآءُ حَمَلۡنَٰكُمۡ فِي ٱلۡجَارِيَةِ ۝١١

Doğrusu sular taştığı zaman sizi gemide biz taşımıştık.
12

لِنَجۡعَلَهَا لَكُمۡ تَذۡكِرَةࣰ وَتَعِيَهَآ أُذُنࣱ وَٰعِيَةࣱ ۝١٢

Bunu sizin için bir öğüt kılalım ve anlayışlı kulaklar duysun diye.
13

فَإِذَا نُفِخَ فِي ٱلصُّورِ نَفۡخَةࣱ وَٰحِدَةࣱ ۝١٣

Sûr’a tek bir üfürüşle üfürüldüğü zaman.
14

وَحُمِلَتِ ٱلۡأَرۡضُ وَٱلۡجِبَالُ فَدُكَّتَا دَكَّةࣰ وَٰحِدَةࣰ ۝١٤

Yeryüzü ve dağlar kaldırılıp, tek çarpışla çarpılıp darmadağın edildiği zaman.
15

فَيَوۡمَئِذࣲ وَقَعَتِ ٱلۡوَاقِعَةُ ۝١٥

İşte o gün olacak olmuştur.
16

وَٱنشَقَّتِ ٱلسَّمَآءُ فَهِيَ يَوۡمَئِذࣲ وَاهِيَةࣱ ۝١٦

Gökyüzü yarılır ve artık o gün zayıf ve güçsüzdür.
17

وَٱلۡمَلَكُ عَلَىٰٓ أَرۡجَآئِهَاۚ وَيَحۡمِلُ عَرۡشَ رَبِّكَ فَوۡقَهُمۡ يَوۡمَئِذࣲ ثَمَٰنِيَةࣱ ۝١٧

Melekler, onun (göğün) etrafındadır. O gün Rabbinin arşını, bunların da üstünde sekiz (melek) yüklenir.
18

يَوۡمَئِذࣲ تُعۡرَضُونَ لَا تَخۡفَىٰ مِنكُمۡ خَافِيَةࣱ ۝١٨

Siz o gün (hesap için) arz olunursunuz da hiçbir sırrınız gizli kalmaz.
19

فَأَمَّا مَنۡ أُوتِيَ كِتَٰبَهُۥ بِيَمِينِهِۦ فَيَقُولُ هَآؤُمُ ٱقۡرَءُواْ كِتَٰبِيَهۡ ۝١٩

İşte o vakit, kitabı kendisine sağından verilen kimse der ki: “Gelin, kitabımı okuyun!”
20

إِنِّي ظَنَنتُ أَنِّي مُلَٰقٍ حِسَابِيَهۡ ۝٢٠

"Ben, zaten kesinlikle böyle bir hesapla karşılaşacağımı biliyordum." der.
21

فَهُوَ فِي عِيشَةࣲ رَّاضِيَةࣲ ۝٢١

Artık o hoşnut olduğu bir yaşayıştadır.
22

فِي جَنَّةٍ عَالِيَةࣲ ۝٢٢

Yüksek bir Cennet'tedir.
23

قُطُوفُهَا دَانِيَةࣱ ۝٢٣

Meyveleri çok yakındır.
24

كُلُواْ وَٱشۡرَبُواْ هَنِيٓـَٔۢا بِمَآ أَسۡلَفۡتُمۡ فِي ٱلۡأَيَّامِ ٱلۡخَالِيَةِ ۝٢٤

Yiyin, için; afiyet olsun. Bu, geçmiş günlerde yaptıklarınızın sebebiyle (size bahşedilmiştir.)
25

وَأَمَّا مَنۡ أُوتِيَ كِتَٰبَهُۥ بِشِمَالِهِۦ فَيَقُولُ يَٰلَيۡتَنِي لَمۡ أُوتَ كِتَٰبِيَهۡ ۝٢٥

Kitabı solundan verilen kimseler ise şöyle der: “Eyvah! Keşke kitabım verilmeseydi.''
26

وَلَمۡ أَدۡرِ مَا حِسَابِيَهۡ ۝٢٦

"Hesabımın ne olduğunu hiç bilmeseydim."
27

يَٰلَيۡتَهَا كَانَتِ ٱلۡقَاضِيَةَ ۝٢٧

"Keşke (ölüm işimi) bitirmiş olsaydı!"
28

مَآ أَغۡنَىٰ عَنِّي مَالِيَهۡۜ ۝٢٨

"Malım da bana bir fayda vermedi."
29

هَلَكَ عَنِّي سُلۡطَٰنِيَهۡ ۝٢٩

"Saltanatım yok olup gitti."
30

خُذُوهُ فَغُلُّوهُ ۝٣٠

Onu yakalayın da (ellerini boynuna) bağlayın.
31

ثُمَّ ٱلۡجَحِيمَ صَلُّوهُ ۝٣١

Sonra da Cehennem'e atın!
32

ثُمَّ فِي سِلۡسِلَةࣲ ذَرۡعُهَا سَبۡعُونَ ذِرَاعࣰا فَٱسۡلُكُوهُ ۝٣٢

Ardından da onu yetmiş arşın boyundaki bir zincire vurup sürükleyin!
33

إِنَّهُۥ كَانَ لَا يُؤۡمِنُ بِٱللَّهِ ٱلۡعَظِيمِ ۝٣٣

Çünkü o, Yüce Allah’a iman etmiyordu.
34

وَلَا يَحُضُّ عَلَىٰ طَعَامِ ٱلۡمِسۡكِينِ ۝٣٤

Yoksulu yedirmeye teşvik etmiyordu.
35

فَلَيۡسَ لَهُ ٱلۡيَوۡمَ هَٰهُنَا حَمِيمࣱ ۝٣٥

Bugün onun için burada bir can yoldaşı da yoktur.
36

وَلَا طَعَامٌ إِلَّا مِنۡ غِسۡلِينࣲ ۝٣٦

İrinden başka hiçbir yiyecek de yoktur.
37

لَّا يَأۡكُلُهُۥٓ إِلَّا ٱلۡخَٰطِـُٔونَ ۝٣٧

O yemeği günahkârlardan başkası yemez.
38

فَلَآ أُقۡسِمُ بِمَا تُبۡصِرُونَ ۝٣٨

Yemin ederim gördüklerinize.
39

وَمَا لَا تُبۡصِرُونَ ۝٣٩

Görmediklerinize de…
40

إِنَّهُۥ لَقَوۡلُ رَسُولࣲ كَرِيمࣲ ۝٤٠

Şüphesiz o, çok değerli bir elçinin sözüdür.
41

وَمَا هُوَ بِقَوۡلِ شَاعِرࣲۚ قَلِيلࣰا مَّا تُؤۡمِنُونَ ۝٤١

O, bir şair sözü değildir. Ne kadar da az iman ediyorsunuz!
42

وَلَا بِقَوۡلِ كَاهِنࣲۚ قَلِيلࣰا مَّا تَذَكَّرُونَ ۝٤٢

O, bir kâhin sözü de değildir. Ne de az düşünüyorsunuz!
43

تَنزِيلࣱ مِّن رَّبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ ۝٤٣

Âlemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir.
44

وَلَوۡ تَقَوَّلَ عَلَيۡنَا بَعۡضَ ٱلۡأَقَاوِيلِ ۝٤٤

Eğer Peygamber bizim adımıza bazı sözler uydurmuş olsaydı;
45

لَأَخَذۡنَا مِنۡهُ بِٱلۡيَمِينِ ۝٤٥

Elbette onu sağ tarafından kıskıvrak yakalardık.
46

ثُمَّ لَقَطَعۡنَا مِنۡهُ ٱلۡوَتِينَ ۝٤٦

Sonra da onun can damarını kopartırdık.
47

فَمَا مِنكُم مِّنۡ أَحَدٍ عَنۡهُ حَٰجِزِينَ ۝٤٧

Sizden hiç kimse de buna engel olamazdı.
48

وَإِنَّهُۥ لَتَذۡكِرَةࣱ لِّلۡمُتَّقِينَ ۝٤٨

Şüphesiz o, takva sahipleri için bir öğüttür.
49

وَإِنَّا لَنَعۡلَمُ أَنَّ مِنكُم مُّكَذِّبِينَ ۝٤٩

Elbette biz, biliyoruz ki içinizden yalanlayanlar vardır.
50

وَإِنَّهُۥ لَحَسۡرَةٌ عَلَى ٱلۡكَٰفِرِينَ ۝٥٠

Şüphesiz ki o kâfirler için bir pişmanlıktır.
51

وَإِنَّهُۥ لَحَقُّ ٱلۡيَقِينِ ۝٥١

Ve şüphesiz o, kesin bir gerçektir.
52

فَسَبِّحۡ بِٱسۡمِ رَبِّكَ ٱلۡعَظِيمِ ۝٥٢

O halde sen, Yüce Rabbinin adını tesbih et!