القرآن الكريم

Ad-Dukhān suresi dinle — Kur’an tilaveti

Mekke · 59 Ayet · Sayfa 496 · Cüz 25

Mahmoud Khalil Al-Hussary

Rewayat Hafs A'n Assem - Murattal

Okuyucu sayfası ↗
MP3 indir ↗
Bu tilavet için ayet zamanlaması mevcut değil.

بِسۡمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحۡمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ

1

حمٓ ۝١

Hâ, Mîm.[1]
Dipnotlar
[1] Bkz: Bakara Suresi 1. ayetinin dipnotu.
2

وَٱلۡكِتَٰبِ ٱلۡمُبِينِ ۝٢

Apaçık kitaba andolsun ki.
3

إِنَّآ أَنزَلۡنَٰهُ فِي لَيۡلَةࣲ مُّبَٰرَكَةٍۚ إِنَّا كُنَّا مُنذِرِينَ ۝٣

Biz onu, mübarek bir gecede indirdik. Biz, uyaranlarız.
4

فِيهَا يُفۡرَقُ كُلُّ أَمۡرٍ حَكِيمٍ ۝٤

O gecede hikmetli her bir iş tarafımızdan bir emir ile ayrılır.
5

أَمۡرࣰا مِّنۡ عِندِنَآۚ إِنَّا كُنَّا مُرۡسِلِينَ ۝٥

Tarafımızdan bir emir olarak. Doğrusu biz, (rasûller) gönderenleriz.
6

رَحۡمَةࣰ مِّن رَّبِّكَۚ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلۡعَلِيمُ ۝٦

Rabbinden bir rahmet olarak. Şüphesiz O; her şeyi işitendir, bilendir.
7

رَبِّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ وَمَا بَيۡنَهُمَآۖ إِن كُنتُم مُّوقِنِينَ ۝٧

Göklerin, yerin ve arasındakilerin Rabbidir. Eğer gerçekten bilenler iseniz.
8

لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ يُحۡيِۦ وَيُمِيتُۖ رَبُّكُمۡ وَرَبُّ ءَابَآئِكُمُ ٱلۡأَوَّلِينَ ۝٨

O’ndan başka (hak) ilah yoktur. Diriltir ve öldürür. Sizin de Rabbiniz, sizden önceki atalarınızın da Rabbidir.
9

بَلۡ هُمۡ فِي شَكࣲّ يَلۡعَبُونَ ۝٩

Fakat, onlar şüphe içinde oynayıp eğlenirler.
10

فَٱرۡتَقِبۡ يَوۡمَ تَأۡتِي ٱلسَّمَآءُ بِدُخَانࣲ مُّبِينࣲ ۝١٠

Göğün apaçık bir duman getireceği günü gözle!
11

يَغۡشَى ٱلنَّاسَۖ هَٰذَا عَذَابٌ أَلِيمࣱ ۝١١

O insanları bürür. Bu, acı bir azaptır.
12

رَّبَّنَا ٱكۡشِفۡ عَنَّا ٱلۡعَذَابَ إِنَّا مُؤۡمِنُونَ ۝١٢

"Rabbimiz! Azabı bizden kaldır. Doğrusu biz iman eden kimseleriz. (derler)"
13

أَنَّىٰ لَهُمُ ٱلذِّكۡرَىٰ وَقَدۡ جَآءَهُمۡ رَسُولࣱ مُّبِينࣱ ۝١٣

Nerede onlarda öğüt almak? Hâlbuki kendilerine apaçık bir rasûl gelmişti.
14

ثُمَّ تَوَلَّوۡاْ عَنۡهُ وَقَالُواْ مُعَلَّمࣱ مَّجۡنُونٌ ۝١٤

Sonra ondan yüz çevirmişler ve: "Öğretilmiş bir mecnun/deli." demişlerdi.
15

إِنَّا كَاشِفُواْ ٱلۡعَذَابِ قَلِيلًاۚ إِنَّكُمۡ عَآئِدُونَ ۝١٥

Biz, bu azabı kısa bir süre kaldıracağız, siz de yine eski hâlinize döneceksiniz.
16

يَوۡمَ نَبۡطِشُ ٱلۡبَطۡشَةَ ٱلۡكُبۡرَىٰٓ إِنَّا مُنتَقِمُونَ ۝١٦

Büyük bir şiddetle yakalayacağımız gün, elbette intikam alacağız.
17

۞ وَلَقَدۡ فَتَنَّا قَبۡلَهُمۡ قَوۡمَ فِرۡعَوۡنَ وَجَآءَهُمۡ رَسُولࣱ كَرِيمٌ ۝١٧

Onlardan önce Firavun kavmini de imtihan etmiştik. Onlara şerefli bir elçi gelmişti.
18

أَنۡ أَدُّوٓاْ إِلَيَّ عِبَادَ ٱللَّهِۖ إِنِّي لَكُمۡ رَسُولٌ أَمِينࣱ ۝١٨

"Allah’ın kullarını (İsrailoğulları'nı) bana verin/teslim edin. Ben güvenilir bir peygamberim." demişti.
19

وَأَن لَّا تَعۡلُواْ عَلَى ٱللَّهِۖ إِنِّيٓ ءَاتِيكُم بِسُلۡطَٰنࣲ مُّبِينࣲ ۝١٩

Allah’a karşı üstünlük taslamayın. Ben size apaçık bir delil getiriyorum.
20

وَإِنِّي عُذۡتُ بِرَبِّي وَرَبِّكُمۡ أَن تَرۡجُمُونِ ۝٢٠

Ve ben, beni taşlamanızdan sizin de Rabbiniz olan Rabbime sığındım.
21

وَإِن لَّمۡ تُؤۡمِنُواْ لِي فَٱعۡتَزِلُونِ ۝٢١

Eğer bana iman etmediyseniz, benden uzak durun.
22

فَدَعَا رَبَّهُۥٓ أَنَّ هَٰٓؤُلَآءِ قَوۡمࣱ مُّجۡرِمُونَ ۝٢٢

Mûsâ: "Bunlar, günahkâr bir toplumdur." diyerek Rabbine dua etmişti.
23

فَأَسۡرِ بِعِبَادِي لَيۡلًا إِنَّكُم مُّتَّبَعُونَ ۝٢٣

Kullarımı geceleyin yola çıkar, siz takip olunacaksınız.
24

وَٱتۡرُكِ ٱلۡبَحۡرَ رَهۡوًاۖ إِنَّهُمۡ جُندࣱ مُّغۡرَقُونَ ۝٢٤

Denizi sakın olarak bırak! Şüphesiz onlar, suda boğulacak bir ordudur.
25

كَمۡ تَرَكُواْ مِن جَنَّٰتࣲ وَعُيُونࣲ ۝٢٥

Onlar, nice bahçeleri ve pınarları terk ettiler.
26

وَزُرُوعࣲ وَمَقَامࣲ كَرِيمࣲ ۝٢٦

Ekinleri, güzel konakları.
27

وَنَعۡمَةࣲ كَانُواْ فِيهَا فَٰكِهِينَ ۝٢٧

İçinde eğlenip durdukları nimetleri.
28

كَذَٰلِكَۖ وَأَوۡرَثۡنَٰهَا قَوۡمًا ءَاخَرِينَ ۝٢٨

İşte böyle! Biz onları başka bir kavme miras verdik.
29

فَمَا بَكَتۡ عَلَيۡهِمُ ٱلسَّمَآءُ وَٱلۡأَرۡضُ وَمَا كَانُواْ مُنظَرِينَ ۝٢٩

Onlara ne gök ağladı, ne de yer! Onlar mühlet verilenler de olmadı.
30

وَلَقَدۡ نَجَّيۡنَا بَنِيٓ إِسۡرَٰٓءِيلَ مِنَ ٱلۡعَذَابِ ٱلۡمُهِينِ ۝٣٠

Andolsun ki biz İsrailoğullarını o aşağılayıcı azaptan kurtardık.
31

مِن فِرۡعَوۡنَۚ إِنَّهُۥ كَانَ عَالِيࣰا مِّنَ ٱلۡمُسۡرِفِينَ ۝٣١

Firavun'dan. Çünkü o, haddi aşanlardan bir zorba idi.
32

وَلَقَدِ ٱخۡتَرۡنَٰهُمۡ عَلَىٰ عِلۡمٍ عَلَى ٱلۡعَٰلَمِينَ ۝٣٢

Şüphesiz biz onları bir ilim üzere âlemlere karşı üstün kıldık.
33

وَءَاتَيۡنَٰهُم مِّنَ ٱلۡأٓيَٰتِ مَا فِيهِ بَلَٰٓؤࣱاْ مُّبِينٌ ۝٣٣

Onlara, içinde açık bir imtihan bulunan mûcizeler verdik.
34

إِنَّ هَٰٓؤُلَآءِ لَيَقُولُونَ ۝٣٤

Şüphesiz bunlar elbette şöyle diyorlar:
35

إِنۡ هِيَ إِلَّا مَوۡتَتُنَا ٱلۡأُولَىٰ وَمَا نَحۡنُ بِمُنشَرِينَ ۝٣٥

"Bir defa öldükten sonra başka bir şey yoktur. Biz, yeniden diriltilecek de değiliz."
36

فَأۡتُواْ بِـَٔابَآئِنَآ إِن كُنتُمۡ صَٰدِقِينَ ۝٣٦

Eğer doğru söylüyorsanız, haydi atalarımızı getirin.
37

أَهُمۡ خَيۡرٌ أَمۡ قَوۡمُ تُبَّعࣲ وَٱلَّذِينَ مِن قَبۡلِهِمۡ أَهۡلَكۡنَٰهُمۡۚ إِنَّهُمۡ كَانُواْ مُجۡرِمِينَ ۝٣٧

Onlar mı hayırlı; yoksa Tubba halkı ve onlardan öncekiler mi? Biz, onları helâk ettik. Çünkü onlar suçlu/günahkâr idiler.
38

وَمَا خَلَقۡنَا ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضَ وَمَا بَيۡنَهُمَا لَٰعِبِينَ ۝٣٨

Biz yeri, göğü ve arasındakileri oyun olsun diye yaratmadık.
39

مَا خَلَقۡنَٰهُمَآ إِلَّا بِٱلۡحَقِّ وَلَٰكِنَّ أَكۡثَرَهُمۡ لَا يَعۡلَمُونَ ۝٣٩

Onları ancak hak ile yarattık. Fakat onların çoğu bilmez.
40

إِنَّ يَوۡمَ ٱلۡفَصۡلِ مِيقَٰتُهُمۡ أَجۡمَعِينَ ۝٤٠

Muhakkak ki hüküm/ayırt etme günü onların hepsi için tayin edilmiş bir vakittir.
41

يَوۡمَ لَا يُغۡنِي مَوۡلًى عَن مَّوۡلࣰى شَيۡـࣰٔا وَلَا هُمۡ يُنصَرُونَ ۝٤١

O gün, dostun dosta hiçbir şekilde faydası olmaz. Onlara yardım da olunmaz.
42

إِلَّا مَن رَّحِمَ ٱللَّهُۚ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ ۝٤٢

Allah’ın rahmet ettikleri müstesnâ. Şüphesiz ki o Azîzdir, Rahîmdir.
43

إِنَّ شَجَرَتَ ٱلزَّقُّومِ ۝٤٣

Zakkum ağacı.
44

طَعَامُ ٱلۡأَثِيمِ ۝٤٤

Günahkârın yemeğidir.
45

كَٱلۡمُهۡلِ يَغۡلِي فِي ٱلۡبُطُونِ ۝٤٥

Erimiş maden gibidir, karınlarda kaynar.
46

كَغَلۡيِ ٱلۡحَمِيمِ ۝٤٦

Kaynar suyun kaynaması gibi.
47

خُذُوهُ فَٱعۡتِلُوهُ إِلَىٰ سَوَآءِ ٱلۡجَحِيمِ ۝٤٧

"Onu şiddetle tutun, Cehennem'in ortasına atın."
48

ثُمَّ صُبُّواْ فَوۡقَ رَأۡسِهِۦ مِنۡ عَذَابِ ٱلۡحَمِيمِ ۝٤٨

"Sonra kaynar suyun azabından başının üstüne dökün."
49

ذُقۡ إِنَّكَ أَنتَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلۡكَرِيمُ ۝٤٩

"Tat bakalım! Hani sen güçlü ve şerefliydin."
50

إِنَّ هَٰذَا مَا كُنتُم بِهِۦ تَمۡتَرُونَ ۝٥٠

İşte bu sizin hakkında şüphe ettiğiniz şeydir.
51

إِنَّ ٱلۡمُتَّقِينَ فِي مَقَامٍ أَمِينࣲ ۝٥١

Takva sahibi olanlar ise, onlar güvenli bir makamdadırlar.
52

فِي جَنَّٰتࣲ وَعُيُونࣲ ۝٥٢

Cennetlerde ve pınarlardadırlar.
53

يَلۡبَسُونَ مِن سُندُسࣲ وَإِسۡتَبۡرَقࣲ مُّتَقَٰبِلِينَ ۝٥٣

Halis ipek ve parlak atlastan elbiseler giyerek karşılıklı otururlar.
54

كَذَٰلِكَ وَزَوَّجۡنَٰهُم بِحُورٍ عِينࣲ ۝٥٤

İşte böyle! Onları iri gözlü hurilerle evlendirmişizdir.
55

يَدۡعُونَ فِيهَا بِكُلِّ فَٰكِهَةٍ ءَامِنِينَ ۝٥٥

Orada güven içinde her meyveyi isterler.
56

لَا يَذُوقُونَ فِيهَا ٱلۡمَوۡتَ إِلَّا ٱلۡمَوۡتَةَ ٱلۡأُولَىٰۖ وَوَقَىٰهُمۡ عَذَابَ ٱلۡجَحِيمِ ۝٥٦

İlk ölümden başka bir ölüm tatmazlar. Onlar Cehennem azabından korunmuştur.
57

فَضۡلࣰا مِّن رَّبِّكَۚ ذَٰلِكَ هُوَ ٱلۡفَوۡزُ ٱلۡعَظِيمُ ۝٥٧

Rabbinden bir lütuf olarak. İşte büyük kurtuluş budur.
58

فَإِنَّمَا يَسَّرۡنَٰهُ بِلِسَانِكَ لَعَلَّهُمۡ يَتَذَكَّرُونَ ۝٥٨

Öğüt alsınlar diye onu senin dilin ile kolaylaştırdık.
59

فَٱرۡتَقِبۡ إِنَّهُم مُّرۡتَقِبُونَ ۝٥٩

O halde bekle! Zaten onlar da bekliyorlar.